Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Son yıllarda psikoloji içeriklerinde sıkça karşılaşılan bir söylem var: “Çocukluğunda ne yaşadıysan bugünkü sensin.” Bu cümle önemli bir gerçeğe işaret etse de eksik bırakıldığında psikolojiyi determinist bir bakış açısına indirgeme riski taşır. Çünkü psikoloji, insan davranışını tek bir etkene değil; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin sürekli etkileşimine dayanarak açıklar.

İnsan, yaşadığı çevreden bağımsız değildir.

Çocukluk deneyimlerimiz, aile ilişkilerimiz, kültür, ekonomik koşullar, eğitim, travmatik yaşantılar ve kurduğumuz ilişkiler; düşünce biçimimizi, duygularımızı ve davranış örüntülerimizi etkiler. Bugün verdiğimiz birçok tepkinin kökeninde geçmiş öğrenmelerimiz bulunabilir. Bu nedenle psikolojide çocukluk yaşantıları, bağlanma ilişkileri ve öğrenilmiş davranış örüntülerini incelemek büyük önem taşır. Bunları göz ardı etmek, insanı anlamayı zorlaştırır.

Ancak etkilemek ile belirlemek aynı şey değildir.

Bir davranışın nasıl ortaya çıktığını açıklamak, o davranışın değişmeye mahkûm olduğunu söylemek değildir. Geçmiş yaşantılarımız bazı düşünce kalıplarını, duygusal tepkilerimizi ve ilişki kurma biçimimizi şekillendirebilir. Bu örüntüler çoğu zaman otomatik olarak işlemeye devam eder; ancak otomatik olmaları, değiştirilemeyecekleri anlamına gelmez.

Tam da bu noktada Viktor E. Frankl’ın düşüncesini özetleyen şu ifade dikkat çekicidir:

“Şeyler birbirini belirler; ama insan nihai olarak kendisi tarafından belirlenir.”

Bu düşünce, insanın geçmişinden bağımsız olduğunu iddia etmez. Aksine, insanın yaşadığı koşulların içinde değerlendirme yapabilen, anlam üretebilen ve seçimlerde bulunabilen bir varlık olduğunu vurgular.

Psikoterapi neden mümkündür?

Eğer insan yalnızca geçmişinin ürünü olsaydı, psikoterapinin de büyük ölçüde anlamsız olması gerekirdi. Oysa psikoterapi, kişinin geçmişini değiştirmeye çalışmaz; geçmişten bugüne taşınan düşünce, duygu ve davranış örüntülerini fark etmesine yardımcı olur.

Farkındalık geçmişi değiştirmez; ancak geçmişin bugün üzerindeki etkisini değerlendirme biçimimizi değiştirebilir. Böylece kişi, yalnızca alışılmış tepkilerini tekrar etmek yerine daha bilinçli ve işlevsel seçimler yapma olasılığı kazanır.

Sonuç

Geçmişimizi seçemeyiz. Ancak geçmişimizle kurduğumuz ilişki zaman içinde değişebilir. İnsanı anlamaya çalışırken ne çevresel etkenleri küçümsemek ne de bütün açıklamayı geçmişe bırakmak doğru bir yaklaşımdır. İnsan, yaşadıklarından etkilenir; fakat yalnızca yaşadıklarından ibaret değildir.

Belki de psikolojinin en önemli katkılarından biri tam da budur: Geçmişimizi anlamamıza yardımcı olur, ancak geleceğimizin yalnızca geçmiş tarafından yazıldığını söylemez.